Enis Hulli ile sohbet

Enis Hulli ile sohbet


  • Paylaş Pinterest

Enis Hulli Kimdir?

Yatırımcı.

500 Startup Istanbul yatırım firmasının kurucu ortağı.

Tanımayanlar için 500 Startup Istanbul, Türkiye’nin tohum aşamasından itibaren yatırım yapan yatırım firmalarından. Şimdiye kadar 40’tan fazla ‘start-up’a yatırım yaptılar ve şu anda ikinci fonlarını tamamladılar. Yatırımları arasında tanıdığımız birçok isim var.

Enis, henüz 30 yaşında ve 30 milyonluk ($) bir fonu yönetiyor.

istanbul.500.co
twitter.com/enishulli
linkedin.com/in/enishulli


Sabah kahvaltısında bir yumurta olsaydın ne olurdun?

Göz yumurta olmak isterdim. Ekmeği içine bandırarak da yiyebilirsin. 3 ekmekle de, tek ekmekle de yiyebilirsin. Bazen biraz fazla pişirip ekmeksiz… Sonunda göz yumurta yemiş olursun ama o anki ruh haline göre değişik olur.

Hedef koymak kolay ama doğru alışkanlıklar olmadan hedefimize ulaşamayız?

Doğru çünkü her şeyin temelinde o alışkanlıklar var. Disiplin bir alışkanlık demek, hedef koymak bir alışkanlık demek. Bir var olan alışkanlıklar var fark etmeden edindiğin, bir de kendini zorlayarak edindiğin alışkanlıklar var. Aslında alışkanlık edinmek de bir hedef oluyor. Ve 6 ayda 12 ayda bir fark ediyorsun, şöyle bir alışkanlığın olsa, bugün olduğun yer aslında farklı olurdu. Sonra onu hedef olarak koyuyorsun.

Hedef koymak kolay ama onların doğrulanabilmesi için alışkanlıklar lazım. Asıl hedef o alışkanlığı koymak oluyor. 

Zorladığın bir alışkanlığın var mı, kendini böyle bir alışkanlığım olmalı dediğin?

Spor öyle, 5 senedir başlayacağım başlayamıyorum. Fransızca öyleydi benim için. Çok uğraştım tam istediğim gibi olmadı.

Ama iş olarak bakarsak, içerik tüketme alışkanlığı edindim. 2014’te belki. Günde en az 2 saat içerik tükettim. O otomatiğe bağlı devam ediyor. Kısa ve tüketilen içerikler. Sosyal medyada hiç yokum. Twitter’da içerik üretme alışkanlığı edinmek istedim tutturamadım.

Ekip kuruyoruz, 6-7 kişiye çıkıyoruz, herkesle ilişkimin birebir olması aslında edinmem gereken bir alışkanlık onu kendime ‘schedule’ etmeye çalışıyorum. Benzer şekilde zamanında da Personal CRM yapmaya çalışıyordum. Arkadaşım da olabilir, iş tanıdığım da olabilir, bu insanlarla 3 ayda bir temasta olmak gibi. Mesela Ali, Ali’yi çok severim, konuşmadıysak bir arayayım, telefonda bir konuşalım diye… kendime hatırlatma koyarım.  

Geçmişim benim geleceğimi belirler. Doğru mu yanlış mı?

Maalesef doğru. Ben şöyle bakıyorum bir geçmişin var, Enis yerine Mehmet’i koysaydın benzer bir aile var, benzer ortam… gideceği yer belli. Hedefin ondan sapmak olmalı. Geçmişinde aldığın eğitim, gittiğin üniversite, seni bir yere doğru kanalize ediyor. Birçok insan ondan sapamıyor. Birçok insanın hayatlarına baktığımda gerçek anlamda hiçbir karar vermemiş oluyorlar. Aslında verdikleri her karar büyük ihtimalle oraya kimi koysan büyük ihtimalle vereceği karar. O da gerçek bir karar değil.

Kendime baktığımda benzer bir yol var. Okul, ilkokul, lise, ardından Kanada’da üniversite. Sonra aile şirketi, melek yatırımcılık… Ama sonra asıl verdiğim karar her şeyi bırakıp, ben bunu fona çevirmeliyim dediğim an. Daha 25 yaşındayken. Bir karar verdim. 25 yaşından beridir de bir karar vermedim. 6 yıl geçti başka bir karar verdiğimi düşünmüyorum. 

İnsanın zaten birkaç kararı ile geleceği geçmişinden sapabiliyor. O kararları vermiyorsa da sapmıyor zaten. 

Geçmiş geleceği belirliyor birçok insan için.

Başarının tanımını yapmak lazım tabii. Çok başarılı insanları dışarıda tutuyorum. Yani birisine en iyi eğitimi de verdirsen, MIT’ye, en iyi ortama da soksan, muhtemelen 300 milyonluk, milyarlık şirketi yapamaz. 

Olağanüstü başarıları olağanüstü insanlardan beklemek lazım. Çok başarılı insanların hayatına bakınca, bir yerde o direksiyonu kırmışlar. Direksiyonu kırma yetisine sahipler. Belki bir kere değil, 5 kere kırmış hayatında, ben dördüncü kırışını görüyorum. Belki ilklerinde başarısız olmuş ama dördüncüde başarılı olmuş. Bunu yaptığı için başarılı olmuş diyorum. 

Mesela Rina, ortağım öyle, Robert, Robert’ten sonra Harvard, Harvard’dan sonra Morgan Stanley, ondan sonra 2-3 yılda bir direksiyon kırıyor. Turkven’e geçiş de direksiyon kırmak. Turkven’de güzelim private equity işini bırakıp ben Peak Games’i başlatayım demek de büyük bir direksiyon kırmak. 2014 yılında Peak’de 300 çalışan var, 35 milyon yatırım alınmış, bir sebeplerden ben yeni bir startup yapmak istiyorum deyip bir daha direksiyon kırıyor. Bugün baktığımızda biz fonu yaptık, 5. senedeyiz. İkinci fonumuzu ‘raise’ ettik ama o daha fazlasını yapmak istiyor. Yani o hıza çevikliğe sahip olmak önemli. Çoğu insan o konfor alanından çıkmıyor. 

Ben de öyleyim ama konfor alanından çıkmak istiyorum. Şöyle diyorum, muhtemelen çok riskten kaçıyorum, eğer riskli mi değil mi diye arada kaldıysam, riskli olanı seçiyorum.

Bu dünyada yemek yemek isteseydin kimle yemek isterdin?

Naval Ravikant ile yemek isterdim. Onun kurduğu zihinsel modelleri seviyorum. Bir konuşmasını podcaste çevirmişlerdi, İzmir Kalkan yaparken 3 kez dinledim gerçekten içerisinde inanılmaz içgörüler var, zihinsel modeller kurmak hakkında. 

Hayatta başarı, mutluluk çok iş odaklı. Ama para odaklı olduğu için değil, iş insanın hayatına anlam kattığı için iş odaklı. Mesela bana desen, Enis yılda 100 milyon dolar kazanacaksın ama ‘trading’ yaparak, yapar mısın? Yapmam çünkü onda anlam bulmuyorum.

Anlam bulamadığım sürece bana ne? Hayatta anlam bence işten bağımsız düşünülemeyecek bir şey. 

Başkalarının beni nasıl gördüğü önemlidir?
Doğru, yanlış, neden?

Çok doğru. Kendini nasıl gördüğün kadar önemli. Sosyal bir toplumdayız. Başkaları beni nasıl görsün istiyorsam ona göre çalışırım ama başkaları beni nasıl görmek istiyorsa ona göre eğilip bükülmem. 

Arkadaşlıkta en çok neye önem verirsin?

Keyif almaya önem veriyorum. Güvenmem filan değil. Zor günümde yanımda olsun diye başka şeyler var zaten hayatta. Zor gün zaten yüzdesel olarak az. Besleyemediğim bir yerimi beslemeli. Sanat da böyle. Sanat tarafımı besliyor bir insan. Çok bencilce kendi dolduramadığım boşluğu o dolduruyor, bu da beni mutlu ediyor.

Güvenmiyor bile olabilirim, zor anımda yanımda olmayacağımı bile düşünebilirim ama yine de arkadaşlığıma devam edebilirim.

Arkadaş dediğin zor anımda yanımda olan diye düşünürsen, iyi günlerini optimize etmemiş oluyorsun. Sadece kötü günlerini optimize ediyorsun.

Maslow’un hiyerarşisinde kendini nerede görüyorsun?
Hayatta kalma, saygı duyulma, iz bırakma

2 sene önce hayatta kalmayı geçtim… O saygı duyulmanın alt çizgisindeyim yukarı doğru bakıyorum yukarı nasıl çıkarım diye.

Para bir yere kadar önemli ama bir yerden sonra önemsiz. 1 ya da 0 gibi. Ya ihtiyacın var onu optimize etmen lazım ya da artık ihtiyacın yok o zaman da denklemden çıkmalı. Ne yapmak istediğin konusunda, para seni yönlendirmemeli.

Niye VC oldun? Sokak köpeklerine yardımcı olmak benim vicdanımı daha mı çok beslerdi diyorum. Hayır, şu anda burada istihdam yaratıyor olmak, insanların hayatına anlam katıyor olmak, bizim vereceğimiz sermaye olmadan başarılamayacak şeylerin bizim sayemizde başarılıyor olması bana daha anlamlı geliyor. Para bunun yan ürünü. Mesela mekanik taahüt yaparkan (klima, havalandırma işleri) para içindi. “Bana ne milletin havalandırmasından”. Sonra bu işe geçtiğimde önce para içindi. Sonra 2 sene önce para için olmamaya başladı. Birinci sebebim asla para değil, 3. sebebim para belki. 

Nasıl bu kadar netsin, daha 30 yaşındasın?

Şantiye işinde öğrendim, ıstıma soğutma yangın havalandırma işinde. Şöyle bir an yaşadım: Yaşadığım son 6 aydır günlük olarak yaptığım hiçbir şeyi sevmiyorum. Şantiye takip etmeyi sevmiyorum, eleman işe almayı, kovmayı sevmiyorum. Satış yapmak, konuştuğum insan da beni beslemiyor. Hiçbir şey öğrenmiyorum karşımdakinden, sadece satmaya çalışıyorum. Günde 8 saat sadece insanlarla konuşuyorum belki. 3 mühendis, 5 şantiyede çalışanlar 2-3 müşteri, 2-3 taşeron firma günde belki 40 kez telefonda konuşuyorum ve kendimi bir parça geliştirdiğimi hissetmiyorum. Sadece para kazamak için bunu yapıyorum. Orada kararını vermiştim, bu VC işinde başarılı olamazsam, fonu toparlayamasak bile ben bu sektörde bir şeyler yaparım. Şu anda kazandığımın belki beşte birini kazanırım. Geçinebilir miyim, rahat rahat geçinirim zaten öyle lüks zevklerim yok hayatta. Daha mutlu olurum kesin. O zaman konuşacak bir şey yok noktasına geldim. Geçinebilir miyim, geçinebilirim, etrafımdaki insanlardan bir şeyler öğrenebilirim ve kendi yörüngemi değiştirebilirim. Düşüne düşüne gelmiştim bu noktaya, bunun etkisi var.

Sevmeyerek yaptığın işin mutsuzluğu, severek yaptığın işin nasıl sana hobi gibi geldiği. Ben, birçok zaman arkadaşımla yemeğe çıkacağıma, iş yapmayı kesinlikle daha fazla tercih ediyorum. Daha eğlenceli. İşimiz zaten bizim, hobiden hallice. Durmadan bizden daha akılı olduğunu düşündüğümüz girişimcilerle konuşuyoruz. Farklı farklı sektörlerden besleniyoruz. Esasında para veriyor olmamız lazım, o kadar besleyici. Bir de üzerine para alıyoruz bu işi yapacağız diye. 

Böyle kötü bir tecrüben olmasaydı böyle bir işe giremez miydin? Yarı zevkli bir işin olsaydı?

Keşfedemezdim; İngilereye master’a gidecektim. Proje yönetimi masterı yapacaktım. İngiltere’de kalırdım muhtemelen. Başlangıç seviyesi bir işe girerdim. Iyi de bir maaşım olurdu. Daha mutlu, konforlu ve güvenli olurdum ki o direksiyon kırma için gerçekten mutsuzluk lazım. 

Düşmek güzel, dünyada düşünce seni yukarı kaldıracak o kadar çok şey var ki. Kimse düşmeleri saymıyor sadece çıkmaları sayıyor. Düşmekte rahat olmak lazım. Düşünce ölmüyorsun geri yukarı zıplıyorsun. 

Süper bir gücün olsaydı, bu ne olurdu?

İnsanların yetilerini daha iyi değerlendirebilmek, daha iyi analiz edebiliyor olmak isterdim. Bu da bazı insanlarda olan bir güç bence. Bazı insanlar 10 dakikaklık konuşmadan karşısındakinin kapasitesini çok rahat anlayabiliyorlar. 

Ben genelde karşımdakini olduğundan daha iyi bir yere koyuyorum, zamanla düşürüyorum. 

Bugünle değerlendirmiyoruz kimseyi. Kimseyi bugünkü haline bakıp almıyoruz, bu zaten kör, dar bir bakış açısı. Amaç o insanın 5 yıl sonra 10 yıl sonra nereye gelebileceği insan olarak, onu anlamak. Bu yüzden yeti ve kapasite çok önemli oluyor. Tecrübe o kadar önemli değil. 

Yapatığın en iyi yatırım ne?
İşle alakalı olabilir, eğitim olabilir…

Yaptığım en iyi yatırım 3 haftalık Stanford dersine gitmek oldu bence. Önce kabul edildim, sonra çok pahalı geldi, onlar da bana bir burs verdiler. VC melek yatırımcı olacak sıfatıyla gittim. Ne oldu orada, öncelikle 500 Startup ile yakınlaştım, o olunca Türkiye fonu kurma, onun bir parçası olma ihtimali belirdi. Öyle olunca Rocket’tan tanıdığım Akın var, bizim de fonda danışman şimdi, onun üzerinden Rina ile tanıştım. Rina’yı ikna ettim bence. Hayatımdaki en büyük başarı Rina’yı ikna etmekti… 

Evinde yangın çıktı neyi kurtarmak isterdin?

Cevap veremiyorum, bu da beni mutlu ediyor. 

İş dünyasına girmeye düşünen gençlere ne önerirsin?

Kendini geliştir, içerik tüketip kendini besle, networking ve algı. Network ve algı ana savunabilir şeyin oluyor. Bugün Enis gidip, neden Mehmet gelemez dersen çünkü doğru ya da yanlış Enis hakkında oturmuş bir algı var. Mesela danışmanlıktan birisin al oturt benim koltuğuma, 30 milyon’u sen yöneteceksin de, benden daha kötü yapar diyemiyorum asla. Ama şunu diyebiliyorum iyi girişimciler Enis’e gider ona gitmez. Çünkü öyle bir algı var. Ya da yatırımcılar onunla mutlu olur çünkü Enis’i tanıyor Enis’in network’ü var… 


twitter’da takip etmek için: cturanli

Birçok işte, beyaz yakalı işlerde ana savunabilir yanın bu oluyor. Çünkü temel yetilere birçok kişi sahip olabiliyor. VC okuyacak bir kişi 1 yılını versin 1 yıl sonra Vc dinamikleri konusundan benden daha bilgili ya da daha güncel olabilir. Veya teknoloji trendleri hakkında. Ben artık sonuçta kendimi çok daha az geliştirebiliyorum. 2 saatimi içeriğe ayırabiliyorum düzenli yapmam gereken çok daha fazla iş var. Yeni birisinde ne yok, bu ‘network’ yok, bu algı yok. Bu network ve algı çok kendini besliyor. Yaptıkça daha fazlası geliyor. Daha iyi ‘deal’ler geldikçe, daha iyi ‘deal’ler yaparsın, daha iyi ‘deal’ler yaptıkça daha fazlası gelir gibi…

Bence iş dünyasında buna benzer mini ağlar var. Doğru çalıştırınca da bir pozisyona geliyorsun. O pozisyonu en çok sen hak etmiş olmuyorsun ama o pozisyonun bir kişiye verilmesi gerekiyor. Bir insan 1 kazanıyor, diğeri 10 kazanıyorsa arada aslında 10’luk fark yok ama. 

Seni çok etkilemiş kitaplar var mı?

Özellikle bu alana girmeden önce, ve yeni girdiğim dönemlerde çok kitap okudum. Hatta Goodreads’de de bunları özellikle paylaştım. Onlar içerisinden epey beni beslemiş olanlar var, Hamilton Helmer’ın 7 Powers: The Foundations of Business Strategy kitabı gibi.

https://www.goodreads.com/user/show/20164578-enis-hulli

Bu alanda çok fazla daha yatay diyebileceğimiz kitaplar okudum ve podcast’ler dinledim. Daha sonra insan bazı alanlarda daha dikey bilgiler alıyor olmak istiyor. Özellikle a16z’nin podcast’inde işlediği konular ve Ben Thompson’un Stratechery’de yazdığı makaleler çok yararlı oluyor. Hatta bu makaleler için mini MBA gibi diyebilirim. 

Enis için anlamlı bir söz

It’s safer then you think…

Göründüğünden daha güvenli…

Kafan karıştığında ne yaparsın?

İki sorum var kendime sorduğum mutlu olmak için:

  1. Bunlar olmasaydı daha mı iyi olurdu? diye soruyorum kendime. Yasal evrak işleri mesela… Bunlar ben istediğim için varlar.
  2. Kendimi geçmişimle kıyaslayıp, bunlar olmadığında daha mı iyiydi? Bu sorumlulukları istediğim için…. fonu büyütme. Dünya Bankası’nı alm… bunlar var.

İşleri yürütme tarafında ise ‘noise’u kapıyorum. 1 hafta whatsapp’ta sadece annem mesaj atarsa yanıt veriyorum.  Whatsapp’i hiç açmıyorum telefonumda yüklü bile değil zaten, sadece bilgisayardan kullanıyorum. Yeri geliyor emaili de kapatıyorum. 

Reid Hoffman’ın Stanford’daki dersindeki, A problem, B level… problem yaklaşımı. En kolay probleme değil, A level’a odaklanmalıyım yaklaşımını seviyorum. A level’a odaklanıyorum. Bırakıyorum benim ilgilenmem gereken A level olmayan problemler alev alsın.. Genelde birisi söndürüyor yangını…

Girişimcilere de bunu öneriyoruz:

Sürekli olarak tüm problemlere sen müdahele edersen, sorun hep devam eder.

Kendi sektörüne özel duyduğun kötü bir tavsiye var mı?

En kötüsü “Smart money”. Akıllı yatırımcı. Akıllı para diye bir şey yok. En iyi para, susmuş para. E-ticaret yapacaksındır, Jeff Bezos’u alacaksındır tamam da, bizim VC dünyasında akıllı para diye bir şey yok. Çok fazla ‘stupid’ money (aptal) var ama, bu diğerlerini akıllı yapmıyor. 



twitter’da takip etmek için: cturanli

Farketing e-posta listesine kayıt olun

Farketing yazılarından haberdar olmak için e-posta adresinizi bırakabilirsiniz.

E-postanızı kimseyle paylaşmam ve asla 'spam' yapmam.